Yeni Sağlık

Man suffering back ache moving boxes        Sağlık nedir deseler nasıl tarif ederiz ; hasta olmama hali, kendimizi iyi hissetmek, ruh halimizin iyi olması… Ne zamana kadar ? Herhangi bir yerimizde bir rahatsızlık hissedene kadar. Öyle bir durumda hasta olduğumuzu ve sağlığımızı kaybettiğimizi düşünürüz.Normaldir bu, insan sağlıklı da olur, zaman zaman hasta da.Bu bozulmanın bizde yarattığı rahatsızlığın boyutuna göre bir hekime baş vurup vurmamaya karar veririz. Hangi hekime başvururuz? Rahatsızlığımızla ilgili olduğunu düşündüğümüz branşın hekimine. Genellikle kendimiz seçeriz… Hekim bizi inceler, bir tedaviye başlar, bazen de başka bir branşın hekimine gönderir bizi. Tedavimiz yapılır ve büyük bir ihtimalle iyileşir, eski yaşantımıza devam ederiz. Ne zamana kadar ? Bir kez daha rahatsızlanana kadar. Yaş ilerledikçe hastalıklar sıklaşır, tedaviler daha uzun ve zor olur ve en nihayetinde bir gün kaçınılmaz son gelir.

Olağan akış budur, sorgulamayız. -Hastaydı, yaşlıydı- der, normal karşılarız. Yani insan hayatını sürdürürken zaman zaman hastalanır, hasta olan yerini tedavi ettirir ve eski haline döner. Peki “normal” nedir? Şimdiye kadarki yaşantımızda ne gördüysek “normal” odur bizim için. Bu, şimdiye kadar böyle olduğunu düşündüğümüz ve pek değiştirmeye niyetlenmediğimiz “sağlık” kavramı.

Sağlık anlayışımızı değiştirebilir miyiz ? Farklı bir yaklaşım içinde bulunabilir miyiz ? Düşüncemizi hasta olunca doktora gitmek yerine hiç hastalanmamaya odaklayabilir miyiz ? Kişisel sağlık durumu grafiğimizin sert iniş ve çıkışlar yerine hafif dalgalanmalar halinde seyretmesi bizim için daha iyi değil midir? Sanırım ikinci seçenek hepimizin tercihidir.

 

sunset joyAslında biraz çabayla ulaşılabilecek bir durum bu. Biraz bilgi ve farkındalık gerekiyor. İşin birinci kısmı en basit anlamıyla “ne iyi” ve “ne kötü” bilmek gerekiyor. Aşağıdaki örneğe bakalım ;

Senaryo 1  :

Alarmlı radyo her günkü gibi hiç aksatmadan saat 6:45 de soğuk, derinden gelen bir sesle hareketli bir müzik çalmaya başlıyor. Uyanıyorsun ama elin alarmı kapatmaya uzanamıyor. Anlamsızca bir sağa bir sola dönüp yatağın içindeki sıcak uyuşmuşluk halini biraz daha devam ettirmeye çalışıyorsun. Fakat sonunda çaresizce yenilgiyi kabul edip gözü kapalı halde banyonun yolunu tutuyorsun. Hızlıca giyinip evden fırlıyorsun. Trafiğe yakalanmamak için bir an önce yola koyulman gerekiyor. Hemen yan apartmanın altındaki simitçiden bir simit alıp ağzına tıkıştırıyorsun. İşyerinde yemeye vakti yok, saat 9:00 da yapacağın sunumu son bir kez gözden geçirmen gerekiyor.

Bugün sabah yol performansın iyi 8 dakika erken bile geldin. Bu zamanı bir sabah sigarası içerek değerlendiriyorsun. Sunumun iyi geçiyor, keyfin yerinde. Hafifçe geriniyorsun, uyuşmuşsun, sırtından belinden çatırtılar geliyor. Öğle vakti arkadaşlarla caddenin karşısındaki fast food’çuya gidiyorsunuz. Duble köfteli bir burger, bol patates ve kola biraz fazla gelmekle bedenine hoş bir duygu yayılıyor.

Yemekten sonra arkadaşlarla sohbet edip birer sigara içiyorsunuz. Öğleden sonra işlerin çok ağır working with laptop 3olmamakla birlikte yine de bilgisayarın karşısından kalkamıyorsun. Saat 15:40 da sırtına bir ağrı girdiğinden birden doğrulup kendine geliyorsun, ayağa kalkıp biraz gerinip, birkaç adım atıp tekrar yerine oturuyorsun. Akşam saat 18:00 , adeta tükenmiş vaziyette ayağa kalkıp kapıya yöneliyorsun. Saat 19:50 de eve vardığında yoğun trafik ve kalabalık nedeniyle kendini çok yorgun hissediyorsun. Üzerini değiştirip, yemeğini yiyorsun. Bu yorgunluk ancak bir filmle çıkar deyip, eline bir cips alıp televizyonun karşısına oturuyorsun. Saat 23:00 ‘e doğru gözlerin kapanıyor ve kanepede uyuyakalıyorsun…

Senaryo 2 :


     Woman and dog running on beach at sunset   Alarmlı radyo her günkü gibi hiç aksatmadan saat 6:20 de soğuk, derinden gelen bir sesle hareketli bir müzik çalmaya başlıyor. Bir süre önce zaten uyandığın için fazla uzatmadan yataktan kalkıyorsun. Pencereyi aralayıp odanın havasını temizliyor ve bir büyük bardak suyunu içiyorsun. Sonra kültürfizik zamanı; 15 dakika odanda esneme ve ısınma hareketleri yapıyorsun. Daha sonra yumurta, zeytin ve bitki çayından oluşan kahvaltını yapıyor ve evden çıkıyorsun. Erken çıktığın için toplu taşım araçları pek dolu değil. İşyerine varmadan bir önceki durakta iniyor ve yürüyorsun. Ofise en erken gelen olduğun için kalan vakitte arkadaşlarını görüyor ve kısa bir “günaydın” sohbeti yapıyorsun. Saat 9:00 da yapacağın sunumu son bir kez gözden geçirip diğer işlerine bakıyorsun. Saat 10:30 ‘da çay ile birlikte kepekli ekmekten yaptığın sandviçi yiyorsun. Bu arada 20 dakikada bir yerinden kalkıp vücudunu hareket ettiriyor, müsait olan arkadaşlarınla çok kısa sohbetler yapıyorsun. Öğle arasında ise arka sokakta ev yemekleri yapan lokantaya gidip kendine güzel bir yemek seçiyorsun. Öğleden sonra işlerin çok yoğun olmamakla birlikte yine de masanın başından kalkamıyorsun ama sık sık yerinden kalkıp hareket etmeyi ihmal etmiyorsun. Günün sonunda biraz yorgun olmakla birlikte planladığın işleri bitirmiş olarak iş yerinden ayrılıyorsun. Kalabalık ve trafik nedeniyle eve varışının uzayacağını ve evde bant üzerinde yürüyüş yapmaya vaktinin kalmayacağını bildiğin için önce birkaç durak yürüyüp sonra toplu taşıma aracın biniyorsun. Eve varınca hafif bir akşam yemeği yiyip, yatma saatine uygun uzunlukta bir film seçerek içeceğinle birlikte televizyonun karşısına oturuyorsun. Film bittikten sonra saat 23:00 de yatağına gidip uykuya dalıyorsun.

Hangi senaryo? Karar sizin. İkisini de seçmekte özgürüz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir